
Medine Sozlesmesi
Medine Sözleşmesi (Medine Vesikası) Anayasa mıdır ? Müslüman ilim
adamlarının, yere göğe sığdıramadıkları Medine vesikasını Hamidullah'ın
metninden okuyacaksınız. Dikkatle okuyunuz önce sonra madde bazında
konuya açıklık getirelim. Okurken özellikle bu sözleşmenin taraflarının
kimler olabileceği konusunda dikkat edin lütfen.
&&& " Bismillâhirrahmânirrahîm.
1.
Bu kitap (yazi), Resulullah (AS) Muhammed tarafindan Kureysli ve
Yesribli müminler ve müslümanlar ve bunlara tabi olanlar ve onlarla
birlikte cihat edenler için (olmak üzere) düzenlenmistir.
2. Bunlar, diger insanlardan ayri ve tek bir ümmet (cemaat) olustururlar.
3.Kureys’den
hicret edenler, kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi
aralarinda paylasarak ödeyecekler ve savas tutsaklarinin kurtulmalik
bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar
dogrultusunda ödeyeceklerdir.
4. Benû Avflar da, kendi aralarinda
adet oldugu üzere eskiden oldugu gibi kan bedelini kendi aralarinda
paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik
bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar
dogrultusunda ödeyeceklerdir.
5. Ayni sekilde Benû Hârisler de kendi
aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak
ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini
müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda
ödeyeceklerdir.
6. Yine Benû Sâideler de kendi aralarinda adet
oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve
her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda
bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
7.
Benû Cusemler de, kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi
aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin
kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar
dogrultusunda ödeyeceklerdir.
8. Benû’n-Neccârlar da kendi
aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak
ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini
müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda
ödeyeceklerdir.
9. Ayni sekilde Benû Amr ibn Avflar da kendi
aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak
ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini
müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda
ödeyeceklerdir.
10. Benû’n-Nebîtler de kendi aralarinda adet oldugu
üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife
savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en
iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
11.
Benû’l-Evsler de kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi
aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin
kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar
dogrultusunda ödeyeceklerdir.
12. a. Müminler aralarindan hiçbir
kimseyi içine düstügü agir mali sorumlulugun altinda tek basina
birakmayacaklar, gerek kan bedeli gerekse kurtulmalik gibi borçlarini
müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda
ödeyeceklerdir.
12. b. Hiçbir mümin baska bir müminin mevlâsi
aleyhine bir is yapamayacaktir. (Ya da farkli bir okunusa göre) Hiçbir
mümin baska bir müminin mevlâsi ile o kisinin aleyhine bir anlasma
yapamayacaktir.
13. Allah’tan hakkiyla korkan müminler, kendi
aralarinda karsilikli saldiriya ve haksiz bir fiil islemeye yönelik
olarak bir suç ya da bir hakka tecavüz veya inananlar arasinda kargasa
çikarma niyeti tasiyan kimseye karsi olacaktir. Ve Bu kimse onlardan
birinin çocugu bile olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktir.
14. Hiçbir mümin bir kafir yüzünden bir baska mümini öldüremez ve bir mümin aleyhine bir kâfiri destekleyemez.
15.
Allah’in zimmeti (koruma ve güvencesi) tek oldugu için, müminlerin
arasindan en mütevazi olanin bile bir baskasina yapacagi himayenin
herkes nezdinde bir degeri vardir. Zira müminler, diger insanlardan
ayri olarak, birbirlerinin mevlâsi (kardesi) durumundadir.
16.
Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme ugramaksizin ve aleyhlerine olan
kisilerle yardimlasmaksizin, bizim yardim ve gözetimimize hak
kazanacaklardir.
17. Baris da müminler arasinda bir tekdir. Hiçbir
mümin, Allah ugruna girisilen bir savasta, öteki müminlerin haberi
olmaksizin ve onlari dislayacak biçimde bir baris anlasmasi yapamaz. Bu
baris, ancak müminler arasinda esitlik ve adalet ilkeleri üzerine
yapilacaktir.
18. Bizim saflarimizda savasacak olan bütün askerî birlikler nöbetlese görev yapacaklardir.
19. Müminler, birbirlerinin Allah yolunda akan kanlarinin intikamini alacaklardir.
20a. Allah’tan hakkiyla korkan müminler en iyi ve en dogru yol üzerinde bulunmaktadirlar.
20b.
Hiçbir müsrik (putperest) Kureysli birinin mal ve canini himayesi
altina alamaz ve bu hususta hiçbir müminin Kureyslilere saldirmasina
engel olamaz.
21. Ayrica, herhangi bir kimsenin bir müminin
ölümüne neden oldugu kesin delillerle kanitlanir ve maktulün velisi
(hakkini savunan) razi olmazsa kisas hükümleri uygulanir. Bu durumda
bütün müminler ona karsi olurlar. Ancak bunlara, sadece bu kuralin
uygulanmasi için hareket etmeleri helal (dogru) olur.
22. Bu yazinin
(sahifenin) içerigini kabul eden, Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan bir
müminin bir katile yardim ve yataklik etmesi helal (dogru) degildir.
Kim ona yardim ve yataklik ederse Kiyamet Günü Allah’in lanet ve
gazabina ugrayacaktir ve o gün kendisinden bir tazminat ya da taviz
kabul edilmeyecektir.
23. Üzerinde ihtilafa düstügünüz herhangi bir sey Allah’a ve Muhammed’e götürülecektir.
24. Savas devam ettigi sürece, Yahudiler de müminler gibi kendi savas giderlerini karsilamak zorundadirlar.
25.a.
Benû Avf Yahudileri Müminlerle (Ibn Hisâm’a göre me’a edatiyla) /
Mü’minler’den (Ebû Ubeyd’e göre min edatiyla) bir camia (ümmet)
olustururlar. Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanlarin dinleri de
kendilerinedir! Mevlâlari için de kendileri için de ayni durum söz
konusudur.
25.b. Kim bir baskasina haksizlik eder ya da bir suç islerse sadece kendisine ve kendi aile bireylerine zarar vermis olacaktir.
26. Benû’n-Neccâr Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
27. Benû’l-Hâris Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
28. Benû Sâ’ide Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
29. Benû Cusem Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
30. Benû’l-Evs Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardi.
31.
Benû Sa’lebe Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip
olacaklardir. Ancak kim bir baskasina haksizlik eder ya da bir suç
islerse sadece kendisine ve kendi aile bireylerine zarar vermis
olacaktir.
32. Cefne ailesi Sa’lebe’nin bir koludur. Dolayisiyla Sa’lebeler için geçerli olan seyler onlar için de söz konusudur.
33.
Benû’s-Suteybe de Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara
sahip olacaklardir. Kurallara tam olarak uyulacak ve aykiri bir
davranista bulunulmayacaktir.
34. Salebe’nin mevlâlari da bizzat Sa’lebeler gibi kabul edileceklerdir.
35. Yahudiler arasinda bulunan kimseler de (Bitâne) bizzat Yahudiler gibi kabul edileceklerdir.
36.a.
Bunlardan (Yahudilerden) hiçbir kimse Muhammed’in izni olmaksizin,
Müslümanlarla birlikte askerî bir sefere çikamayacaktir.
36.b. Bir
yaralamanin intikamini almak yasaklanmayacaktir. Ancak kim birini
öldürürse sonuçta kendisini ve ailesini sorumluluk altina sokacaktir.
Aksi takdirde bu haksizlik olur (yani bu kurala uymayan kimse
haksizlikla suçlanacaktir).
37.a. (Bir savas durumunda) Yahudilerin
masraflari kendilerine, Müslümanlarin masraflari da kendilerine aittir.
Kuskusuz bu sahifede (belgede) hedef gösterilen kimselerle savasanlar
kendi aralarinda yardimlasacaklardir. Kurallara tam olarak uyulacak ve
aykiri bir davranista bulunulmayacaktir.
37.b. Hiç kimse müttefikinin aleyhine bir suç islemeye kalkisamaz. Kuskusuz zulmedilene yardim edilecektir.
38. Yahudiler, Müslümanlarla birlikte savastiklari sürece savunma harcamalarina katilacaklardir.
39.
Bu sahifenin (belgenin) gösterdigi kimse lehine Yesrib vadisi dahili
(cevf) haram (kutsal, haklarin gözetilmesi gereken) bir yer olacaktir.
40.
Himaye altindaki kimse (câr) kendisini himaye eden kimse ile ayni
konumdadir. Ne kendisine zulmedilecek ne de kendisinin bir zulüm
yapmasina izin verilecektir.
41. Ancak, himaye verme hakkina sahip kimsenin izni disinda, himaye edilen kisi bir baskasina himaye hakki veremez.
42.
Bu sahifede (yazida) gösterilen kimseler arasinda ortaya çikmasindan
korkulan her türlü öldürme ya da tartisma olaylarinin Allah’a ve
Allah’in Resûlü Muhammed’e götürülmesi gerekir. Allah bu sahifeye
(belgeye) en siki ve en titiz bir biçimde riayet edenlerin güvencesi
olacaktir.
43. Ne Kureysliler ne de onlara yardim edecek olanlar himaye altina alinmayacaklardir.
44. Onlar (Müslümanlarla Yahudiler) arasinda, Yesrib’e saldiran kimselere karsi yardimlasma olacaktir.
45.a.
Eger (Yahudiler) (Müslümanlar tarafindan) bir baris anlasmasi yapmaya
ya da böyle bir anlasmaya katilmaya davet edilecek olurlarsa, bunu
yapacak ya da katilacaklardir. Eger (Müslümanlari) ayni seye
çagirirlarsa, Müslümanlarla ayni yükümlülükleri paylasacaklardir.
Ancak, din ugruna savas yapilmasi hali müstesnadir.
45.b. (Savunma ve diger harcamalar konusunda) herkes kendisine ait bölgeden sorumludur.
46.
Bu sahifede (belgede) belirtilen kimseler için öne sürülen kosullar hem
mevlâlari hem de kendileri olmak üzere bütün Evs Yahudilerine bu
sahifenin (belgenin) ilgili maddelerinde gösterilen kimselerce siki
sikiya uygulanir. Kurallara tam olarak uyulmasi ve aykiri bir
davranista bulunulmamasi gerekir. Ve haksiz yere bir kazanç saglayanlar
ancak kendi kendilerine zarar vermis olurlar. Allah bu sahifeye
(belgeye) en siki ve en titiz bir biçimde riayet edenlerle beraberdir.
47.
Bu belge, haksiz bir fiil ya da suç isleyen kisi ile onun cezasi
arasina engel olarak giremez. (Cihad amaciyla evinden) çikan kisi
emniyettedir ve yine ayni sekilde sehirde (Yesrib’de) kalan kisi de
emniyettedir. Ancak haksiz bir fiil ya da suç islenmesi durumu
müstesnadir. Allah ve Muhammed (AS), bu sahifede gösterilen maddelere
tam bir sadakat ve titizlikle uyan kimselerin yardimcisidir.
1.
Bu kitap (yazi), Resulullah (AS) Muhammed tarafindan Kureysli ve
Yesribli müminler ve müslümanlar ve bunlara tabi olanlar ve onlarla
birlikte cihat edenler için (olmak üzere) düzenlenmistir.
İlk
maddede antlaşmanın muhattapları açıklanmış: a-Muhammed (hem de
Resulullah olarak geçiyor), b-Kureyşli ve Yesribli müminler,
c-Müslümanlar, d-Ve bunlara tâbi olanlar.
e-Bunlarla birlikte cihad edenler.
İlginç
olanı "bu kitap (yazı) olarak ifade ediliyor bu sözleşme.Bu ilk
maddeden de anlaşıldığı gibi bu sözleşmede ne müşrik ne Yahudi ne
Hristiyan ne münafık ne kafirden bahsedilmiyor. Kaldıki "Resulullah"
ifadesinin olması bile bu sözleşmenin bizzat Muhammed tarafından kendi
çevresindeki Müslümanlara yönelik yapıldığının bir diğer kanıtı çünkü
yahudi-hristiyan-müşrik-putperest vb. lerin Muhammed'i Resul olarak
görmesi ve bunu kabul etmesi mümkün değildir. Bu durum Hudeybiye
antlaşması sırasında da kendini göstermiş ve Muhammed'in "Allah'ın
Resulü" olarak imza atması kabul edilmemiş onun yerine "Allah'ım senin
adınla" ifadesi ile imza atması kabul edilmişti.
Burada
dikkatimizi çeken bir diğer konu Kureyşi ve Yesribli müminler ile
Müslümanların ayrı ayrı zikredilmiş olması. Bunların ikisi de aynı
anlama gelen sözcükler. Burada Muhammed ile birlikte hicret etmeyip
Mekke'de kalan müslümanlar ile Medineli (Ensar) müslümanlar ve Muhammed
ile hicret eden müslümanlar ayrı ayrı zikredilmiştir. Önen (zaten)
sözleşmenin ilerleyen maddelerinde göreceğimiz gibi bu sözleşme
Muhacir-Ensar arasındaki ilişkileri düzenlemeye çalışan bir sözleşmedir.
Bu
konuda Ali Bulaç'ın yazısından bir alıntı yapalım: "Medine’ye gelişten
sonra önce Medineli Ensar ile Mekke’den gelen Muhacir ailelerin
başkanlarının (Nakib) katıldığı büyük bir meclis toplandı ve muhtemelen
yukarıda sözünü ettiğimiz kardeşleşmenin hukukî temelini oluşturan
hükümler görüşüldü. İşte Medine Vesikası’nın ilk 23 maddesi, bu
toplantıda tesbit edilmiş olup yeni Müslüman blokun sosyal ve hukukî
ilişkilerini yazılı hükümlere bağlamaktadır."
http://www.birikimdergisi.com/birikim/derg...8&dyid=1307
Herşeyden
önce bir sözleşme, antlaşma var ise mutlaka ama mutlaka sözleşmenin
(antlaşmanın) tarafları o antlaşma da açık açık belirtilir. Aksi
taktirde o sözleşme veya antlaşma olmaz. Kimin kim ile sözleştiğini,
söz kestiğini, mutabakata vardığını, antlaştığını bileceksiniz.Bu bütün
antlaşmaların ve sözleşmelerin kuralıdır. Burada Ali Bulaç bu
sözleşmenin müslüman blokun sosyal ve hukiki ilişkilerini bir kurala
bağladığı gerçeğini sadece ilk 23 maddeye atfetmektedir ama bu
yanlıştır. Çünkü Medine sözleşmesinin tamamında Müslüman blokun dışında
bir muhattap yoktur. Bunu aslında sadece ilk maddeden bile
anlayabiliriz ama bu ilk maddeyi yeterli görmeyenler için bu
sözleşmenin diğer maddelerinden örnekler de verebilirizve dahası
sözleşmenin lafzından ve ruhundan da örnekler verebiliriz. Örneği
aşağıdaki 4-11 madde grubu ile 25-33 madde gruplarında sözü edilen
kabileler aynı kabilelerdir.
4- Benû Avflar da... 5. Ayni sekilde Benû Hârisler de...
6. Yine Benû Sâideler de... 7. Benû Cusemler de...
8. Benû’n-Neccârlar da... 9. Ayni sekilde Benû Amr ibn Avflar da...
10. Benû’n-Nebîtler de... 11. Benû’l-Evsler de...
---------------------
25.a. Benû Avf Yahudileri Müminlerle ümmet olustururlar.
26. Benû’n-Neccâr Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
27. Benû’l-Hâris Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
28. Benû Sâ’ide Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
29. Benû Cusem Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
30. Benû’l-Evs Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardi.
31.
Benû Sa’lebe Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip
olacaklardir. Ancak kim bir baskasina haksizlik eder ya da bir suç
islerse sadece kendisine ve kendi aile bireylerine zarar vermis
olacaktir.
34. Salebe’nin mevlâlari da bizzat Sa’lebeler gibi kabul edileceklerdir.
33.
Benû’s-Suteybe de Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara
sahip olacaklardir. Kurallara tam olarak uyulacak ve aykiri bir
davranista bulunulmayacaktir.
Yukarıda görüleceği gibi burada
bahsedilen kabileler,Evs ve Hazrec kabileleridir ve ayrıca Salabe ve
Şuteyb kabilelerinden bahsedilmekte ama bu kabilerinde yahudi
kabileleri olmadığı müşrik Arap kabileleri olduğu açıktır çünkü
Muhammed'in ilerleyen yıllarda yahudilere yönelik savaşlarının
hiçbirisinde bu iki kabilenin ismi geçmemektedir. Spesifik olarak da bu
kabilelerle ilgili bir bilgi bu antlaşma maddelerinde yer alması
dışında yoktur. Bu iki kabile adeta birere muammadır ve zaten bu
maddelerde bahsedilen ana kablelerde Evs ve Hazrecdir. Şimdi yine
Hamidullah'ın İslam Peygamberinde verdiği şu paragrafı daha iyi
anlayabiliriz.
Medine sehrinin tamamini kapsayacak bir devlet
teskilatinin kurulmasi, yöre halkinin tüm unsurlariyla istisare
edilmesini gerektiriyordu. Daha önceki bir bölümde, Medine’de yürürlüge
konulan anayasanin metnini incelemis ve Yahudilerin hükümetle ilgili
işlerin icrasinda sahip olduklari durumu ortaya koymustuk. Ancak burada
küçük bir nokta gözümüze çarpiyor: Yukarida adi geçen anayasa metninde
“Benû ‘Avf… Benû’n-Neccâr… Benû’l-Hâris… Benû Sâ’ide… Benû Cusem…
Benû’l-Evs…Benû Sa’lebe… Benû’s-Suteybe Yahudilerinden”
bahsedilmektedir. Oysa bütün bu saydiklarimiz Arap kabileleridir.
Acaba
buna bakarak, ister Arap ister Yahudi olsun her kabilenin, kendi
aralarindan bir baska kabile ile ittifak anlasmasi yapmasi gerektigi
sonucunu mu çikarmak gerekir? Çünkü burada Arap ve Yahudilerin karisimi
olan ve her ikisi de ayni derecede önemli bu topluluk içinde sükunet ve
barisi korumak söz konusudur. Yoksa bu durum, sehrin asil nüfusunun
Arap soyundan geldigi ve burada yerlesmis olan Yahudi ailelerin Arap
kabileleriyle mevlalik iliskilerini kabul etmek zorunda kaldiklari
anlamina mi geliyor? (Bir baska deyisle, Yahudilerin kendilerine ait
kabileleri yoktu ve bu sehre, asil nüfustan ayri bir topluluk
olusturacak sekilde kitleler halinde gelmemislerdi. Yine muhtemeldir
ki, basina buyruk Araplar bu göçmen Yahudilerin ayri bir blok halinde
yasamalarina olanak tanimamislar ve Yahudi kimliklerini kaybedip ülke
insaniyla kaynasabilmeleri için, degisik Arap kabileleri arasinda
bölüklere ayrilmalarini istemislerdir.) (İslam Peygamberi no: 939)
Görüleceği
gibi Hamidulla bu iki kabileyi de dahil ederek bu kabilelerin Arap
kabileleri olduğunun ve Yahudiler ile Arapların bu kabilelerde birlikte
yaşadıklarını ifade etmektedir.Sözün kısası Ali Bulaç'ın ilk 23 madde
ile sınırladığı müslüman blok aslında ilk 23 madde ile ilgili değil
antlaşmanın tamamı için geçerli olan bir bloktur ve bu haliyle antlaşma
da Muhammed'e tâbi olan müslümanların (Muhacir-Ensar) ve (Evs-Hazrec)
olarak birbirleri arasındaki ilişkileri düzenleme amacı ile
yapılmıştır. Üzerinde durmak istedğim bir diğer konu da sözümona
Medine'nin sınırları belirlenmiş bir şehir-devlet olduğu yönünde islam
uleması tarafından sık sık yapılan vurgulardır. Buna kanıt olarak da bu
sözleşmenin 39. maddesi gösterilmektedir. Bu sözleşmeyi Türkiye'nin
gündemine taşıyan Ali Bulaç'ın şu yorumunu okuyalım:
"Vesika’nın
diğer hükümlerini de kısaca şöyle özetlemek mümkün: 39. Madde ile “ülke
ve korunmuş sınır” kavramı getirilmiş olup, bu o günün şartlarında yeni
bir şeydi. Kan ve akrabalık bağına dayalı kabile yapısı aşılıyor,
insanlar bloklar halinde (veya hukuk toplulukları şeklinde) daha üst
bir siyasi birlik etrafında toplanıyor ve Medine’de yaşayan aşiret ve
kabileler arasındaki her türlü çatışma ve hukuk ihlali yasaklanıyor.
Vesika’da geçen “haram” terimi korunmuş sınır demektir ve bir siyasi
birliğin toprak bütünlüğüne atıf anlamına gelir...."
Bakalım 39
ncu maddeye: Bu sahifenin (belgenin) gösterdigi kimse lehine Yesrib
vadisi dahili (cevf) haram (kutsal, haklarin gözetilmesi gereken) bir
yer olacaktir. Buradaki "haram" kelimesinin parantez içi açıklamaları
çevirmen kaynaklı olarak değişmektedir. Hamidullah'ın İslam
peygamberi'nde bu "kutsal, hakların gözetilmesi gereken" olarak
çevrilmişken (veya eklenmişken) yine Hamidullah'ın es-Vesaikûs
Siyasiyye isimli kitabında "dokunulmaz alan" olarak çevrilmiş veya
eklenmiştir. Anlaşılan o ki, bu maddede geçen" haram" sözcüğünün apaçık
olan anlamı çarpıtılmaya çalışılmaktadır. Neden ? Çünkü baştan beridir
Muhammed'in Medine'de hicretin ilk yılında bir devlet kurduğunu ve bu
devletin de bir anaysası olduğunu iddia eden islam uleması adeta
"devlet var, anaysa var öyleyse bir de bu devletin sınırları olmalı"
türünden bir zorlama ve subjektif yorum içine girme ihtiyacı hissetmiş
ve burada geçen "haram" kelimesini Ali Bulaç'ın ifadeiyle "sınır"
olarak anlamıştır.
Halbuki Kuran'da geçen "haram aylar" ne ise
buradaki "haram bölge" de odur. Yani burada apaçık "savaş yapılması
yasaklanmış" bir bölge kastedilmektedir. Hem bu sözleşmenin bu maddeden
bir önceki maddesi olan 38. maddenin devamı olması ve aralarında bir
tür siyak-sibak ilişkisi olması nedeniyle bu böyledir; 38. Yahudiler,
Müslümanlarla birlikte savaştıkları sürece savunma harcamalarina
katılacaklardır.
Hemde bu sözleşmeden daha sonra Bedir ve Uhud
savaşlarının sözkonusu bölgenin dışında yapılmış olması (özellikle
Uhud'da bu bölgenin dışına çıkılmışıtır) nedeniyle böyledir, hem de
"haram" kelimesinin bir sıfat olarak Kuran'daki "haram aylar" ile
örtüşmesi nedeniyle böyledir. Daha da ötesi bu konuda dayanak olarak
getirilen hadisler de buna işaret etmemektedir. Şöyle ki: "Rafi b.
Hadic'ten: ...."Medine Resulullah'ın korumaya aldığı haram (dokunulmaz)
bir yerdir. Bu bizdeki bir tabakalanmış hayvan derisi üstüne yazılıdır.
Bir
başka hadiste şunu der: Ebu Cuhayfe'den nakledildiğine göre, Ali'nin
huzuruna girdi. Kılıcının getirilmesini istedi. Kılıcın işinden Arapça
yazılı bşr hayvan derisi çıkardı, şöyle dedi: "Allah'ın kitabı dışında
Resulullah'ın bıraktığı herşeyi gördüm, ama bu hariç". Şunlar vardı:
Esirgeyen ve bağışlayan Allah adına Resulullah Muhammed dedi ki: Her
peygamberin haremi (dokunulmaz bölgesi) vardır. Benim haremim
Medine'dir." (es-Vesaik'us no: 1/a)
Yani bu haram bölge bile
Muhammed'in kendi kendisine belirlediği bir bölgedir (peygamer bölgesi
olarak) ve bu da kendi kendisine yaptığı bu sözleşme ile uyum
göstermektedir. Bu ahvalde Ali Bulaç ve diğer islamcı araştırmacıların
bu bölgenin Medine şehir devleti "sınırı" olduğu yönündeki zorlama
yorumları gerçek dışıdır. Ortada Muhammed'in kendi kendisine
belirlediği bir bölge vardır ve bunu da henüz hicretin ilk yılında
kurulmuş islam devletinin sınırı diye göstermek akıl dışıdır. Zaten
sadece 1000-1500 kişilik müslüman topluluğun daha hicretin ilk yılında
Medine'de bir "İslam devleti" kurduğunu söylemek akıl ve mantık sahibi
bir insanın söyleyeceği bir şey değildir. Ama islam uleması bu tip
gerçek dışı, zorlama, subjektif yorumları çok sever ve bunun sebebi de
kendi keyfii yorumlarına hiç bir eleştiri getirilmiyor oluşu yani bu
insanların adeta meydanı boş buluyor oluşudur. (ezkamo).
