Medine Sozlesmesi

Medine Sözleşmesi (Medine Vesikası) Anayasa mıdır ? Müslüman ilim adamlarının, yere göğe sığdıramadıkları Medine vesikasını Hamidullah'ın metninden okuyacaksınız. Dikkatle okuyunuz önce sonra madde bazında konuya açıklık getirelim. Okurken özellikle bu sözleşmenin taraflarının kimler olabileceği konusunda dikkat edin lütfen.
&&&  " Bismillâhirrahmânirrahîm. 
1. Bu kitap (yazi), Resulullah (AS) Muhammed tarafindan Kureysli ve Yesribli müminler ve müslümanlar ve bunlara tabi olanlar ve onlarla birlikte cihat edenler için (olmak üzere) düzenlenmistir.
2. Bunlar, diger insanlardan ayri ve tek bir ümmet (cemaat) olustururlar. 
3.Kureys’den hicret edenler, kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
4. Benû Avflar da, kendi aralarinda adet oldugu üzere eskiden oldugu gibi kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
5. Ayni sekilde Benû Hârisler de kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
6. Yine Benû Sâideler de kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
7. Benû Cusemler de, kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
8. Benû’n-Neccârlar da kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
9. Ayni sekilde Benû Amr ibn Avflar da kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
10. Benû’n-Nebîtler de kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.

11. Benû’l-Evsler de kendi aralarinda adet oldugu üzere kan bedelini kendi aralarinda paylasarak ödeyecekler ve her taife savas tutsaklarinin kurtulmalik bedelini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
12. a. Müminler aralarindan hiçbir kimseyi içine düstügü agir mali sorumlulugun altinda tek basina birakmayacaklar, gerek kan bedeli gerekse kurtulmalik gibi borçlarini müminler arasinda bilinen en iyi ve makul esaslar dogrultusunda ödeyeceklerdir.
12. b. Hiçbir mümin baska bir müminin mevlâsi aleyhine bir is yapamayacaktir. (Ya da farkli bir okunusa göre) Hiçbir mümin baska bir müminin mevlâsi ile o kisinin aleyhine bir anlasma yapamayacaktir.
13. Allah’tan hakkiyla korkan müminler, kendi aralarinda karsilikli saldiriya ve haksiz bir fiil islemeye yönelik olarak bir suç ya da bir hakka tecavüz veya inananlar arasinda kargasa çikarma niyeti tasiyan kimseye karsi olacaktir. Ve Bu kimse onlardan birinin çocugu bile olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktir.
14. Hiçbir mümin bir kafir yüzünden bir baska mümini öldüremez ve bir mümin aleyhine bir kâfiri destekleyemez.
15. Allah’in zimmeti (koruma ve güvencesi) tek oldugu için, müminlerin arasindan en mütevazi olanin bile bir baskasina yapacagi himayenin herkes nezdinde bir degeri vardir. Zira müminler, diger insanlardan ayri olarak, birbirlerinin mevlâsi (kardesi) durumundadir.
16. Yahudilerden bize tabi olanlar, zulme ugramaksizin ve aleyhlerine olan kisilerle yardimlasmaksizin, bizim yardim ve gözetimimize hak kazanacaklardir.
17. Baris da müminler arasinda bir tekdir. Hiçbir mümin, Allah ugruna girisilen bir savasta, öteki müminlerin haberi olmaksizin ve onlari dislayacak biçimde bir baris anlasmasi yapamaz. Bu baris, ancak müminler arasinda esitlik ve adalet ilkeleri üzerine yapilacaktir.
18. Bizim saflarimizda savasacak olan bütün askerî birlikler nöbetlese görev yapacaklardir. 
19. Müminler, birbirlerinin Allah yolunda akan kanlarinin intikamini alacaklardir. 
20a. Allah’tan hakkiyla korkan müminler en iyi ve en dogru yol üzerinde bulunmaktadirlar. 
20b. Hiçbir müsrik (putperest) Kureysli birinin mal ve canini himayesi altina alamaz ve bu hususta hiçbir müminin Kureyslilere saldirmasina engel olamaz.

21. Ayrica, herhangi bir kimsenin bir müminin ölümüne neden oldugu kesin delillerle kanitlanir ve maktulün velisi (hakkini savunan) razi olmazsa kisas hükümleri uygulanir. Bu durumda bütün müminler ona karsi olurlar. Ancak bunlara, sadece bu kuralin uygulanmasi için hareket etmeleri helal (dogru) olur.
22. Bu yazinin (sahifenin) içerigini kabul eden, Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan bir müminin bir katile yardim ve yataklik etmesi helal (dogru) degildir. Kim ona yardim ve yataklik ederse Kiyamet Günü Allah’in lanet ve gazabina ugrayacaktir ve o gün kendisinden bir tazminat ya da taviz kabul edilmeyecektir.
23. Üzerinde ihtilafa düstügünüz herhangi bir sey Allah’a ve Muhammed’e götürülecektir.
24. Savas devam ettigi sürece, Yahudiler de müminler gibi kendi savas giderlerini karsilamak zorundadirlar.
25.a. Benû Avf Yahudileri Müminlerle (Ibn Hisâm’a göre me’a edatiyla) / Mü’minler’den (Ebû Ubeyd’e göre min edatiyla) bir camia (ümmet) olustururlar. Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanlarin dinleri de kendilerinedir! Mevlâlari için de kendileri için de ayni durum söz konusudur.
25.b. Kim bir baskasina haksizlik eder ya da bir suç islerse sadece kendisine ve kendi aile bireylerine zarar vermis olacaktir.
26. Benû’n-Neccâr Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
27. Benû’l-Hâris Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
28. Benû Sâ’ide Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
29. Benû Cusem Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
30. Benû’l-Evs Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardi.

31. Benû Sa’lebe Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir. Ancak kim bir baskasina haksizlik eder ya da bir suç islerse sadece kendisine ve kendi aile bireylerine zarar vermis olacaktir.
32. Cefne ailesi Sa’lebe’nin bir koludur. Dolayisiyla Sa’lebeler için geçerli olan seyler onlar için de söz konusudur.
33. Benû’s-Suteybe de Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir. Kurallara tam olarak uyulacak ve aykiri bir davranista bulunulmayacaktir.
34. Salebe’nin mevlâlari da bizzat Sa’lebeler gibi kabul edileceklerdir.
35. Yahudiler arasinda bulunan kimseler de (Bitâne) bizzat Yahudiler gibi kabul edileceklerdir.
36.a. Bunlardan (Yahudilerden) hiçbir kimse Muhammed’in izni olmaksizin, Müslümanlarla birlikte askerî bir sefere çikamayacaktir.
36.b. Bir yaralamanin intikamini almak yasaklanmayacaktir. Ancak kim birini öldürürse sonuçta kendisini ve ailesini sorumluluk altina sokacaktir. Aksi takdirde bu haksizlik olur (yani bu kurala uymayan kimse haksizlikla suçlanacaktir).
37.a. (Bir savas durumunda) Yahudilerin masraflari kendilerine, Müslümanlarin masraflari da kendilerine aittir. Kuskusuz bu sahifede (belgede) hedef gösterilen kimselerle savasanlar kendi aralarinda yardimlasacaklardir. Kurallara tam olarak uyulacak ve aykiri bir davranista bulunulmayacaktir.
37.b. Hiç kimse müttefikinin aleyhine bir suç islemeye kalkisamaz. Kuskusuz zulmedilene yardim edilecektir.
38. Yahudiler, Müslümanlarla birlikte savastiklari sürece savunma harcamalarina katilacaklardir.
39. Bu sahifenin (belgenin) gösterdigi kimse lehine Yesrib vadisi dahili (cevf) haram (kutsal, haklarin gözetilmesi gereken) bir yer olacaktir.
40. Himaye altindaki kimse (câr) kendisini himaye eden kimse ile ayni konumdadir. Ne kendisine zulmedilecek ne de kendisinin bir zulüm yapmasina izin verilecektir.

41. Ancak, himaye verme hakkina sahip kimsenin izni disinda, himaye edilen kisi bir baskasina himaye hakki veremez.
42. Bu sahifede (yazida) gösterilen kimseler arasinda ortaya çikmasindan korkulan her türlü öldürme ya da tartisma olaylarinin Allah’a ve Allah’in Resûlü Muhammed’e götürülmesi gerekir. Allah bu sahifeye (belgeye) en siki ve en titiz bir biçimde riayet edenlerin güvencesi olacaktir.
43. Ne Kureysliler ne de onlara yardim edecek olanlar himaye altina alinmayacaklardir.
44. Onlar (Müslümanlarla Yahudiler) arasinda, Yesrib’e saldiran kimselere karsi yardimlasma olacaktir.
45.a. Eger (Yahudiler) (Müslümanlar tarafindan) bir baris anlasmasi yapmaya ya da böyle bir anlasmaya katilmaya davet edilecek olurlarsa, bunu yapacak ya da katilacaklardir. Eger (Müslümanlari) ayni seye çagirirlarsa, Müslümanlarla ayni yükümlülükleri paylasacaklardir. Ancak, din ugruna savas yapilmasi hali müstesnadir.
45.b. (Savunma ve diger harcamalar konusunda) herkes kendisine ait bölgeden sorumludur.
46. Bu sahifede (belgede) belirtilen kimseler için öne sürülen kosullar hem mevlâlari hem de kendileri olmak üzere bütün Evs Yahudilerine bu sahifenin (belgenin) ilgili maddelerinde gösterilen kimselerce siki sikiya uygulanir. Kurallara tam olarak uyulmasi ve aykiri bir davranista bulunulmamasi gerekir. Ve haksiz yere bir kazanç saglayanlar ancak kendi kendilerine zarar vermis olurlar. Allah bu sahifeye (belgeye) en siki ve en titiz bir biçimde riayet edenlerle beraberdir.
47. Bu belge, haksiz bir fiil ya da suç isleyen kisi ile onun cezasi arasina engel olarak giremez. (Cihad amaciyla evinden) çikan kisi emniyettedir ve yine ayni sekilde sehirde (Yesrib’de) kalan kisi de emniyettedir. Ancak haksiz bir fiil ya da suç islenmesi durumu müstesnadir. Allah ve Muhammed (AS), bu sahifede gösterilen maddelere tam bir sadakat ve titizlikle uyan kimselerin yardimcisidir.

1. Bu kitap (yazi), Resulullah (AS) Muhammed tarafindan Kureysli ve Yesribli müminler ve müslümanlar ve bunlara tabi olanlar ve onlarla birlikte cihat edenler için (olmak üzere) düzenlenmistir.
İlk maddede antlaşmanın muhattapları açıklanmış: a-Muhammed (hem de Resulullah olarak geçiyor),  b-Kureyşli ve Yesribli müminler,  c-Müslümanlar, d-Ve bunlara tâbi olanlar.
e-Bunlarla birlikte cihad edenler.

İlginç olanı "bu kitap (yazı) olarak ifade ediliyor bu sözleşme.Bu ilk maddeden de anlaşıldığı gibi bu sözleşmede ne müşrik ne Yahudi ne Hristiyan ne münafık ne kafirden bahsedilmiyor. Kaldıki "Resulullah" ifadesinin olması bile bu sözleşmenin bizzat Muhammed tarafından kendi çevresindeki Müslümanlara yönelik yapıldığının bir diğer kanıtı çünkü yahudi-hristiyan-müşrik-putperest vb. lerin Muhammed'i Resul olarak görmesi ve bunu kabul etmesi mümkün değildir. Bu durum Hudeybiye antlaşması sırasında da kendini göstermiş ve Muhammed'in "Allah'ın Resulü" olarak imza atması kabul edilmemiş onun yerine "Allah'ım senin adınla" ifadesi ile imza atması kabul edilmişti.

Burada dikkatimizi çeken bir diğer konu Kureyşi ve Yesribli müminler ile Müslümanların ayrı ayrı zikredilmiş olması. Bunların ikisi de aynı anlama gelen sözcükler. Burada Muhammed ile birlikte hicret etmeyip Mekke'de kalan müslümanlar ile Medineli (Ensar) müslümanlar ve Muhammed ile hicret eden müslümanlar ayrı ayrı zikredilmiştir. Önen (zaten) sözleşmenin ilerleyen maddelerinde göreceğimiz gibi bu sözleşme Muhacir-Ensar arasındaki ilişkileri düzenlemeye çalışan bir sözleşmedir.

Bu konuda Ali Bulaç'ın yazısından bir alıntı yapalım: "Medine’ye gelişten sonra önce Medineli Ensar ile Mekke’den gelen Muhacir ailelerin başkanlarının (Nakib) katıldığı büyük bir meclis toplandı ve muhtemelen yukarıda sözünü ettiğimiz kardeşleşmenin hukukî temelini oluşturan hükümler görüşüldü. İşte Medine Vesikası’nın ilk 23 maddesi, bu toplantıda tesbit edilmiş olup yeni Müslüman blokun sosyal ve hukukî ilişkilerini yazılı hükümlere bağlamaktadır." http://www.birikimdergisi.com/birikim/derg...8&dyid=1307

Herşeyden önce bir sözleşme, antlaşma var ise mutlaka ama mutlaka sözleşmenin (antlaşmanın) tarafları o antlaşma da açık açık belirtilir. Aksi taktirde o sözleşme veya antlaşma olmaz. Kimin kim ile sözleştiğini, söz kestiğini, mutabakata vardığını, antlaştığını bileceksiniz.Bu bütün antlaşmaların ve sözleşmelerin kuralıdır. Burada Ali Bulaç bu sözleşmenin müslüman blokun sosyal ve hukiki ilişkilerini bir kurala bağladığı gerçeğini sadece ilk 23 maddeye atfetmektedir ama bu yanlıştır. Çünkü Medine sözleşmesinin tamamında Müslüman blokun dışında bir muhattap yoktur. Bunu aslında sadece ilk maddeden bile anlayabiliriz ama bu ilk maddeyi yeterli görmeyenler için bu sözleşmenin diğer maddelerinden örnekler de verebilirizve dahası sözleşmenin lafzından ve ruhundan da örnekler verebiliriz. Örneği aşağıdaki 4-11 madde grubu ile 25-33 madde gruplarında sözü edilen kabileler aynı kabilelerdir.
4- Benû Avflar da...               5. Ayni sekilde Benû Hârisler de...
6. Yine Benû Sâideler de...     7. Benû Cusemler de...
8. Benû’n-Neccârlar da...        9. Ayni sekilde Benû Amr ibn Avflar da...
10. Benû’n-Nebîtler de...        11. Benû’l-Evsler de...
---------------------
25.a. Benû Avf Yahudileri Müminlerle ümmet olustururlar.
26. Benû’n-Neccâr Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
27. Benû’l-Hâris Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
28. Benû Sâ’ide Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
29. Benû Cusem Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir.
30. Benû’l-Evs Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardi.
31. Benû Sa’lebe Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir. Ancak kim bir baskasina haksizlik eder ya da bir suç islerse sadece kendisine ve kendi aile bireylerine zarar vermis olacaktir.
34. Salebe’nin mevlâlari da bizzat Sa’lebeler gibi kabul edileceklerdir.
33. Benû’s-Suteybe de Yahudileri de Benû Avf Yahudileriyle ayni haklara sahip olacaklardir. Kurallara tam olarak uyulacak ve aykiri bir davranista bulunulmayacaktir.

Yukarıda görüleceği gibi burada bahsedilen kabileler,Evs ve Hazrec kabileleridir ve ayrıca Salabe ve Şuteyb kabilelerinden bahsedilmekte ama bu kabilerinde yahudi kabileleri olmadığı müşrik Arap kabileleri olduğu açıktır çünkü Muhammed'in ilerleyen yıllarda yahudilere yönelik savaşlarının hiçbirisinde bu iki kabilenin ismi geçmemektedir. Spesifik olarak da bu kabilelerle ilgili bir bilgi bu antlaşma maddelerinde yer alması dışında yoktur. Bu iki kabile adeta birere muammadır ve zaten bu maddelerde bahsedilen ana kablelerde Evs ve Hazrecdir. Şimdi yine Hamidullah'ın İslam Peygamberinde verdiği şu paragrafı daha iyi anlayabiliriz.

Medine sehrinin tamamini kapsayacak bir devlet teskilatinin kurulmasi, yöre halkinin tüm unsurlariyla istisare edilmesini gerektiriyordu. Daha önceki bir bölümde, Medine’de yürürlüge konulan anayasanin metnini incelemis ve Yahudilerin hükümetle ilgili işlerin icrasinda sahip olduklari durumu ortaya koymustuk. Ancak burada küçük bir nokta gözümüze çarpiyor: Yukarida adi geçen anayasa metninde “Benû ‘Avf… Benû’n-Neccâr… Benû’l-Hâris… Benû Sâ’ide… Benû Cusem… Benû’l-Evs…Benû Sa’lebe… Benû’s-Suteybe Yahudilerinden” bahsedilmektedir. Oysa bütün bu saydiklarimiz Arap kabileleridir.

Acaba buna bakarak, ister Arap ister Yahudi olsun her kabilenin, kendi aralarindan bir baska kabile ile ittifak anlasmasi yapmasi gerektigi sonucunu mu çikarmak gerekir? Çünkü burada Arap ve Yahudilerin karisimi olan ve her ikisi de ayni derecede önemli bu topluluk içinde sükunet ve barisi korumak söz konusudur. Yoksa bu durum, sehrin asil nüfusunun Arap soyundan geldigi ve burada yerlesmis olan Yahudi ailelerin Arap kabileleriyle mevlalik iliskilerini kabul etmek zorunda kaldiklari anlamina mi geliyor? (Bir baska deyisle, Yahudilerin kendilerine ait kabileleri yoktu ve bu sehre, asil nüfustan ayri bir topluluk olusturacak sekilde kitleler halinde gelmemislerdi. Yine muhtemeldir ki, basina buyruk Araplar bu göçmen Yahudilerin ayri bir blok halinde yasamalarina olanak tanimamislar ve Yahudi kimliklerini kaybedip ülke insaniyla kaynasabilmeleri için, degisik Arap kabileleri arasinda bölüklere ayrilmalarini istemislerdir.) (İslam Peygamberi no: 939)

Görüleceği gibi Hamidulla bu iki kabileyi de dahil ederek bu kabilelerin Arap kabileleri olduğunun ve Yahudiler ile Arapların bu kabilelerde birlikte yaşadıklarını ifade etmektedir.Sözün kısası Ali Bulaç'ın ilk 23 madde ile sınırladığı müslüman blok aslında ilk 23 madde ile ilgili değil antlaşmanın tamamı için geçerli olan bir bloktur ve bu haliyle antlaşma da Muhammed'e tâbi olan müslümanların (Muhacir-Ensar) ve (Evs-Hazrec) olarak birbirleri arasındaki ilişkileri düzenleme amacı ile yapılmıştır. Üzerinde durmak istedğim bir diğer konu da sözümona Medine'nin sınırları belirlenmiş bir şehir-devlet olduğu yönünde islam uleması tarafından sık sık yapılan vurgulardır. Buna kanıt olarak da bu sözleşmenin 39. maddesi gösterilmektedir. Bu sözleşmeyi Türkiye'nin gündemine taşıyan Ali Bulaç'ın şu yorumunu okuyalım:

"Vesika’nın diğer hükümlerini de kısaca şöyle özetlemek mümkün: 39. Madde ile “ülke ve korunmuş sınır” kavramı getirilmiş olup, bu o günün şartlarında yeni bir şeydi. Kan ve akrabalık bağına dayalı kabile yapısı aşılıyor, insanlar bloklar halinde (veya hukuk toplulukları şeklinde) daha üst bir siyasi birlik etrafında toplanıyor ve Medine’de yaşayan aşiret ve kabileler arasındaki her türlü çatışma ve hukuk ihlali yasaklanıyor. Vesika’da geçen “haram” terimi korunmuş sınır demektir ve bir siyasi birliğin toprak bütünlüğüne atıf anlamına gelir...."

Bakalım 39 ncu maddeye:  Bu sahifenin (belgenin) gösterdigi kimse lehine Yesrib vadisi dahili (cevf) haram (kutsal, haklarin gözetilmesi gereken) bir yer olacaktir. Buradaki "haram" kelimesinin parantez içi açıklamaları çevirmen kaynaklı olarak değişmektedir. Hamidullah'ın İslam peygamberi'nde bu "kutsal, hakların gözetilmesi gereken" olarak çevrilmişken (veya eklenmişken) yine Hamidullah'ın es-Vesaikûs Siyasiyye isimli kitabında "dokunulmaz alan" olarak çevrilmiş veya eklenmiştir. Anlaşılan o ki, bu maddede geçen" haram" sözcüğünün apaçık olan anlamı çarpıtılmaya çalışılmaktadır. Neden ? Çünkü baştan beridir Muhammed'in Medine'de hicretin ilk yılında bir devlet kurduğunu ve bu devletin de bir anaysası olduğunu iddia eden islam uleması adeta "devlet var, anaysa var öyleyse bir de bu devletin sınırları olmalı" türünden bir zorlama ve subjektif yorum içine girme ihtiyacı hissetmiş ve burada geçen "haram" kelimesini Ali Bulaç'ın ifadeiyle "sınır" olarak anlamıştır.

Halbuki Kuran'da geçen "haram aylar" ne ise buradaki "haram bölge" de odur. Yani burada apaçık "savaş yapılması yasaklanmış" bir bölge kastedilmektedir. Hem bu sözleşmenin bu maddeden bir önceki maddesi olan 38. maddenin devamı olması ve aralarında bir tür siyak-sibak ilişkisi olması nedeniyle bu böyledir; 38. Yahudiler, Müslümanlarla birlikte savaştıkları sürece savunma harcamalarina katılacaklardır.

Hemde bu sözleşmeden daha sonra Bedir ve Uhud savaşlarının sözkonusu bölgenin dışında yapılmış olması (özellikle Uhud'da bu bölgenin dışına çıkılmışıtır) nedeniyle böyledir, hem de "haram" kelimesinin bir sıfat olarak Kuran'daki "haram aylar" ile örtüşmesi nedeniyle böyledir. Daha da ötesi bu konuda dayanak olarak getirilen hadisler de buna işaret etmemektedir. Şöyle ki: "Rafi b. Hadic'ten: ...."Medine Resulullah'ın korumaya aldığı haram (dokunulmaz) bir yerdir. Bu bizdeki bir tabakalanmış hayvan derisi üstüne yazılıdır.

Bir başka hadiste şunu der: Ebu Cuhayfe'den nakledildiğine göre, Ali'nin huzuruna girdi. Kılıcının getirilmesini istedi. Kılıcın işinden Arapça yazılı bşr hayvan derisi çıkardı, şöyle dedi: "Allah'ın kitabı dışında Resulullah'ın bıraktığı herşeyi gördüm, ama bu hariç". Şunlar vardı: Esirgeyen ve bağışlayan Allah adına Resulullah Muhammed dedi ki: Her peygamberin haremi (dokunulmaz bölgesi) vardır. Benim haremim Medine'dir." (es-Vesaik'us no: 1/a)

Yani bu haram bölge bile Muhammed'in kendi kendisine belirlediği bir bölgedir (peygamer bölgesi olarak) ve bu da kendi kendisine yaptığı bu sözleşme ile uyum göstermektedir. Bu ahvalde Ali Bulaç ve diğer islamcı araştırmacıların bu bölgenin Medine şehir devleti "sınırı" olduğu yönündeki zorlama yorumları gerçek dışıdır. Ortada Muhammed'in kendi kendisine belirlediği bir bölge vardır ve bunu da henüz hicretin ilk yılında kurulmuş islam devletinin sınırı diye göstermek akıl dışıdır. Zaten sadece 1000-1500 kişilik müslüman topluluğun daha hicretin ilk yılında Medine'de bir "İslam devleti" kurduğunu söylemek akıl ve mantık sahibi bir insanın söyleyeceği bir şey değildir. Ama islam uleması bu tip gerçek dışı, zorlama, subjektif yorumları çok sever ve bunun sebebi de kendi keyfii yorumlarına hiç bir eleştiri getirilmiyor oluşu yani bu insanların adeta meydanı boş buluyor oluşudur. (ezkamo).