
Kur'an Ellah Sözümü
HUD 2: "Bu Kitap Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için indirildi. Kuşkusuz, ben size O'ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim."
Açık şekilde görülmektedir ki bu ayette konuşan Muhammed'dir.
HUD:2-(De ki: Bu Kitap) "Allah'tan başkasına ibadet etmemeniz için (indirildi). Şüphesiz ki ben, onun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.
Bu gafı farkeden ama örtmeye çalışan kimi yorumcular, ayetin orijinalinde bulunmayan "de ki" sözcüğünü meale parantez içinde monte etmektedirler. Bu Muhammedin gafını örtme çabası değil mi? Muhammed farkında olmadan bu kitabı ben yazdım demiş olmuyor mu?
Nisa 82: Onlar hâlâ Kuran'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok çelişkiler bulacaklardı.
Yunus 64: Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara.Allah’ın hükümlerinde olsun, verdiği sözlerde olsun, asla değişiklik olmaz.İşte bu müjdeler en büyük mutluluktur.
Bu ayetlerde Kuranın allah katından geldiğini bir çelişki bulunamayacağını ve allahın hükümlerinde bir değişiklik olamayacağı bidiriliyor. Asla değişiklik olmaz diyor.
Bakara 106: Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdir.
Nesh: Yürürlükten kaldırma, değiştirme. Üsteki ayetlerde ayetlerimde değişiklik olmaz diyor. Altda da değişiklik olur diyor. Bilmem kaç sıfatı olan bir allah! geleceği göremedi mi acaba? Herşeye kadirim diyen bu Kuranın allahı kendisiyle çelişmiyor mu? Bu bile bu kitabı Muhammedin yazdığının bir kanıtı değil mi?
Bakara 117: O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca "ol!" der, o da hemen oluverir.
Şura 11: O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. O sizin için kendi nefsinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. O, sizi bu düzen içerisinde üretip çoğaltıyor. O'nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. O, her şeyi işitir ve görür.
Rahman 27: Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.
Kaf 38: Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde yarattık. Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.
Bakara 255: Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.
Mülk 16: Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
Ali İmran 54: Onlar tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.
Dikkat edilirse Kuranın allahı benim eşim benzerim yoktur diyor. Ama bakıyoruz insan gibi görüyor, işitiyor, yoruluyor, yemin ediyor, beddua ediyor, hakaret ediyor, tuzak kuruyor , belirli bir mekanda oturuyor. Yani aynı insan gibi hareket ediyor. Ademi de kendi ruhundan yarattığına göre Kuranın allahı da aynı insan gibi olmuş olmuyor mu?Hem benim eşim benzerim yok de hem de insan gibi hareket et. Buradaki insan da Muhammed değil midir? Yani kitaba yansıyan da Muhammedin bu psikolojisi değil midir? Muhammedin bu kitabı kendisinin yazdığı belli olmuyor mu? İşte onun için ben bu allaha Kuranın allahı diyorum. Muhammedin allahı diyorum.
NAHL 56:...Allah'a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!
KAF 1: Şanlı ve şerefli Kur'an'a andolsun ki,
MÜDDESİR 32: Hayır, andolsun aya,
VAKIA 75:Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
TİN 1,2,3: İncire ve zeytine, Sina dağına, Ve şu emîn beldeye yemin ederim ki...
Baştan sona bu kitap yeminle dolu. Her şeye gücü yeten bir allah niye yemine gerek duysun ki. Ama biliyoruz ki çöl bedevilerinde yemin önemli bir kültür ve gelenektir. Bol bol yemin ederler. İşte Mıhammed de bu geleneğe uyarak bol bol yemin etmiştir. Adeta bu kitap benim eserimdir demektedir.Siz hiç kendi üzerine yemin eden allah gördünüz mü? Siz hiç kitabına, aya, yıldıza, dağa, beldeye, incire , zeytine ve aklına ne geliyorsa ona yemin eden bir allah gördünüz mü? Bilin ki bu allah Kuranın allahıdır!
ARAF 176:Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer..
MÜDDESSİR 51: Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler.
A'RÂF 179: Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar...
VAKIA 51: Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
ZÂRİYÂT 11: Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve Muhammed şairdir, delidir diyen) yalancılar kahrolsun!
CUM'A5: Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür..
İşte size Kuranın Ellahı. Bir allah yarattığı kullarına hayvan, sapık, köpek, eşek, yalancı der mi? Bu sözlerin insan ürünü olduğu belli olmuyor mu? Kızgınlık anında söylenen sözler değil midir? Bu Kuranı da Muhammedin yazdığının adeta bir kanıtı da değil midir bu sözler?
ABESE 17: O kahrolası insan, ne nankör şey.
İnsan yarattığı kullarına beddua eder mi? Kuranın Ellahı burada insanlara beddua etmektedir.
TEVBE 30: Yahudiler, "Uzeyir Allah'ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!
Burada Kuranın Ellahı Yahudi ve Hıristiyanlara beddua etmektedir.
MÜNAFİKUN 4: Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki dayanmış keresteler gibidirler. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl olup da döndürülüyorlar?
Gene burada münafıklara beddua etmekte Kuranın Ellahı.
ALAK 18: And olsun ki onu perçeminden, yalancı ve günahkar perçeminden cehenneme sürükleriz. O zaman taraftarlarını çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız.
Ebu Cehil için söylemiş. Bir de and içerek.. Bu aynı güçsüz bir insanın Ellah benden yana demesine benziyor.
TEBBET:
1- Ebu Leheb'in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya.
2- Ne malı ne de kazandığı onu kurtaramadı.
3- (O), alevli bir ateşe girecektir.
4- Karısı da odun hamalı olarak (onunla beraber girecektir).
5-Boynunda da hurma lifinden bir ip olacaktır.
Kuran Ellahının burada beddua ettiği Ebu Leheb, Muhammete inanmadığı ve düşman sayıldığı için Kuranın Ellahı tarafından bedduaya uğruyor. Müslümanlar, Ebu Lehebe yapılan bu bedduayı namazlarında okumaktadırlar aynı zamanda.
MÜDDESSİR:
18- Çünkü o bir düşündü, ölçtü, biçti.
19- Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti.
20- Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti.
21- Sonra baktı.
22- Sonra kaşını çattı, surat astı.
23- Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı.
24- "Bu, dedi, başka değil öğretilegelen bir sihirdir."
25- "Bu, sadece bir insan sözüdür."
Burda kınanan, beddua edilen kimse Muğire Oğlu Velid'dir. Bu adamın oğlu Halid, sonradan önemli bir islam kahramanı olmuştur.
Beddua kötü dua demektir. Türkçe karşılığı ilenmektir. Kimler beddua eder. İnsanlar eder. Herşeye gücü yeten bir tanrı beddua eder mi? Ama Kuranın allahı hep beddua etmiştir. Daha önce de insanları inandırmak için aklına gelen herşeyin üzerine yemin ettiğini belirtmiştim. Her şeye kadir olan bir güç yemin eder mi? Beddua eder mi? Yemin ve beddua insanlara özgü bir olaydır. Tanrının bunlara gereksinimi yoktur. Yemin ve beddua yapacağına gereğini yapar. Burdan da anlaşılıyor ki burada beddua eden Muhammed'tir. Tüm bu gerçekler Kuranı Muhammedin yazdığını ortaya koymuyor mu?
Secde 13: Biz dilersek, herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağımıza dair benden söz çıkmıştır.
En'am 39: Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi de doğru yola iletir.
Kuranın allahının bu ayetlerine dikkat edelim. Yarattığı kullarını keyfi bir şekilde cehenneme doldurma sözü veriyor. Ben dilediğimi şaşırtır, dilediğimi de doğru yola iletirim dediği halde bakalım bunlar için ne cezalar vermiş
BAKARA 178: Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.
MAİDE 33: Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.
MAİDE 38: Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarına karşılık bir ceza ve Allah'tan bir ibret olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
NUR 2: Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.
Şöyle bir allah olur mu? Hem dilediğimi saptırırım diyor hem de ceza yoluna gidiyor. İnsanları işledikleri suçlardan dolayı el ve kol keserek, sopa atarak ıslah ettiriyor. Daha cehennem azabını eklemedim. Bu allaha sadist denilmez mi? Yarattığı ve sorumlusu olduğu kullarına bu cezaları reva gören bir allaha sadist denilmezde ne denir?Bir de günümüzde suç işleyenlere karşı kendi akıl ürünümüz olan ceza ve hukuk kanunlarına bakın. Bu sadistliği görebilir misiniz? Biri allah yapısı diğeri kul yapısı. Eğer allah yapısı bu cezalar kul yapısı cezaları aratırıyorsa varın gerisini siz düşünün...
NİSA 78: Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar?
NİSA 79: (Ey insanoğlu) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeter.
Bu kadar da olmaz diyorum artık. Hani sen bu kullarından sorumlu değil misin? Attıkları adımdan haberdar değil misin? Hani senin haberin olmadan bunlar adım atmazlardı. İyilikler senden de kötülükler niye onlardan. O kötülüklerin de sorumlusu sen değil misin? Ben dilediğimi doğru yola dilediğimi yanlış yola götürürüm diyen sen Kuranın allahı tükürdüğünü yalamış olmuyor musun? Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu Kuranın allahı!...Bir de dikkat ettiniz mi birbirlerini şahit tutmuşlar. Hep derim ya al gülüm ver gülüm misali. Oh ne ala!...Şu kadirliğe bak!... Sevsinler bu kadirliği!...İşte diyoruz ya bu kitap Muhammedin kitabıdır. Şahidi de Kuranı allahı!...Belli olmuyor mu? Düşünün bir allah peygamber gönderiyor ve şahit olarak da kendisini gösteriyor. Bu mu kadirlik!...Geçiniz...
NİSA 34: Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.
NAHL 75: Allah, hiçbir seye gücü yetmeyen, baskasinin mali olmus bir köle ile katimizdan kendisine verdigimiz güzel riziktan gizli ve açik olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç esit olurlar mi? Dogrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onlarin çogu (bunu) bilmezler.
Bir allah yarattığı kulları arasında ayırım yapar mı? Kimisini köle kimisini efendi yapar mı? Erkeği kadından üstün tutar mı? Kadınları dövün der mi? İşte Kuranın allahı pardon Kuranın Muhammedi demiş işte...
Ahzap 37: (Resûlüm) Hani Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Bu Kuranın allahı Zeynebin Zeyde verilince gururunun incineceğini bilmiyor muydu? Bu incinen gururun Muhammede iadesi doğru muydu? Bir insanın evlatlığının karısıyla evlenmesi etik midir? Daha önce kaldırılan bu kötü geleneğin yürürlüğe sokulması bir allah işi olabilir mi?
Ahzap 50: Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Ahzap 51- Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Sırasını geri bıraktığın kadınlardan dilediğini yanına almanda da sana bir günah yoktur.
Ayşe'den: "Bakıyorum da senin Rabbin hep senin zevkini yerine getirmek için koşturuyor!" (Tecrid, hadis no:1721, İbni Mace Sünen, Kitabu'n Nikah/57 )
Ayşe şimdi haksız mı? Başka söze gerek var mı?...
NUR 4: Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkardırlar.
NUR 11- Haberiniz olsun ki (Muhammed'in eşine) bu ağır ifki (iftirayı) uyduranlar sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük saymayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan herbir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşlılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
NUR 12- Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?
NUR 13- (Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip ispat edemediler, öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların ta kendisidirler.
Kuranın allahı çelişkide kalmış! Acaba Ayşe zina yaptı mı? Yapmadı mı diye? Şimdi zina için Kuranın allahı dört şahit istemiş. Bu bile akıl mantık işi değil. Biri zina yapacak da dört şahit istenilecek olacak şey mi? Bir allah böyle mantıksız bir iş yapar mı?Nur süresi Ayşe için inmiştir. Bundan anlıyoruz ki indiren de Muhammedin kendisidir. Hem de olaydan bir süre sonra. Dört şahit olayı komiklik değil midir? Bu kitabı Muhammedin yazdığının bir delili daha değil midir?
TAHRİM 1: Ey Peygamber! Eşlerinin rızasını gözeterek Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
TAHRİM 2: Allah, (gerektiğinde) yeminlerinizi bozmanızı size meşru kılmıştır. Sizin yardımcınız Allah'tır. O, bilendir, hikmet sahibidir.
TAHRİM 3. Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber'e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi: Bunu sana kim bildirdi? dedi. Peygamber: Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi.
TAHRİM 4. Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz, (yerinde olur). Çünkü kalpleriniz sapmıştı. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır.
TAHRİM 5. Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi kendini Allah a veren, inanan, sebatla itaat eden, tevbe eden, ibadef eden, oruç tutan, dul ve bâkire eşler verebilir.
Bir tarafta allah diğer tarafta peygamber. Al gülüm ver gülüm. En ufak bir sorunda hemen ayet iniyor. Burada söz konusu olan karısı Hafsa'nın Muhammedi yatağında cariyesi Mariyayla yakalaması olayıdır. Hafsa da bunu Ayşeye söylemiştir. Gizli kalması gereken olay kadınlarınca duyulmuştur. Muhammed buna bozulmuştur. Onlara yaklaşmama yemini etmiştir. İşte tam bu noktada Kuranın allahı devreye girerek sevgili kuluna yeminini bozmanda mahsur yoktur diye ayet indiriyor. Kadınlarını da tehdit ediyor. Hem de dul ve bakire eşlerle tehdit ediyor!...İşte gördüğünüz gibi bu kitap öyle Muhammede hizmet etmiş. Zeynep olayında olduğu gibi bu yemin olayında da Kuranın allahı! yine imdadına yetişmiş.
Haremlik kuracak kadar akrabaları da dahil hangi kadınlarla evleneceğine dair ayetler var. Kadınlarının nasıl hareket edeceklerine dair ayetler var. Oğulluğunun karısını elinden almakla ilgili ayetler var. Ayşe ile ilgili çıkan dedikodulara yanıt veren ayetler var. Karılarıyla geçimsizliklerine dair ayetler var. Evlerine gelen misafirlerine kadar ayetler var. Demek oluyor ki bu kitap Muhammede ait bir kitaptır. Çünkü Muhammedin özeline ağırlık verilmiş. Bunlar hep bu kitabı Muhammedin yazdığının kanıtları değil midir?
AHZAP 56: Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât (yusalli) getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.
İnsan düşünüyor da allah ve melekleri niçin peygambere dua etsinler, (namaz kılsınlar, salat namaz kılmak). Bunun bir mantığı var mı? Hem herşeye kadirim de hem de peygamberine dua et,(namaz kıl). Bu durum Muhammedin kendisini allahı kulanarak topluma kabul ettirme çabası değil mi? Geçmişteki ezikliğinin dışa vurumu değil mi?
BAKARA 256 : Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.
GAŞİYE 21. O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin.
GAŞİYE 22. Onların üzerinde bir zorba değilsin.
GAŞİYE 23. Ancak yüz çevirir inkâr ederlerse,
GAŞİYE 24. İşte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.
GAŞİYE 25. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.
GAŞİYE 26. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
Bunları demesine demiş ama lafta kalmış. Bakın kendiyle çelişircesine şunları da demiş:
TEVBE 29: Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
Şimdi müslüman kardeşlerime soruyorum. Hani dinde zorlama yoktu. Hani sen sadece bir öğüt vericisin diyordu. Nerde kaldı o sözler? Bir allah önce böyle söyleyip sonra da kendisine inanmayanlara cizye verene kadar savaşın der mi? Ama biliyoruz ki bu sözler Muhammedin sözleridir.
ENFAL 1: Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin.
ENFAL 41.''Ganimetlerin beşte biri allahın ve peygamberindir"
FETİH 21: Henüz elde edemediğiniz başka ganimetler de vardır ki, onlar Allah'ın bilgi ve kudreti dahilindedir. Allah, her şeye kadirdir.
İşte Kuranın allahı. Görüyorsunuz . Bir şey dememe gerek var mı? Bir allah düşünün. İnsanları ganimete teşvik ediyor. Yarattığı insanın emeğini malını mülkünü gasp ettiriyor. Bunların beşte biri de bizimdir diyor. Bu da yetmiyor. Erkeklerini öldürüyor. Kadın ve çocuklarını da cariye ve köle olarak kullanıp pazarlarda sattırıyor. Bir allahın bunu yapması mümkün mü? Ama işte Kuranın allahı için bu mümkün. İşte onun için Muhammedin allahı diyorum.
TEVBE 23: Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.
BAKARA 221: Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır.
AHZAB 73: Çünkü Allah münafık erkeklerle münafık kadınlara, müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azab edecek, mümin erkeklerle mümin kadınların da tevbelerini kabul edecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
TEVBE 72: Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır.
Babam ve kardeşim mümin değilse onları red etmem mi gerekiyor. Onlardan uzak durmam mı gerekiyor? Üstelik bana düşman olarak gösterdiği kulları da yoksa onun kulları değil mi? Müşrik de olsalar onlar da insan değil mi? Onların da sorumlusu kendisi değil mi? Bir allah böyle düşünür mü? Böyle bir kitap allah kitabı olabilir mi?
ARAF 11: Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.
BAKARA 34:Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kafirlerden oldu.
KEHF 50: Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı...
Gördüğünüz gibi ilk iki ayette melek olan İblis Kehf ayetinde birden cin olmuş. Bunu farkeden mealci de hemen birine (ve cinlere) diye parantez koymuş. İşte Muhammedin gaflarını örtmek için böyle yapıyorlar. Ama gördüğünüz gibi bu da gaflarını örtmeye yetmiyor...
NAHL 67:Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır.
Gördüğünüz gibi burda içkiyi aklını kullananlar için ibretlik örnek veriyor. Yani nimetimin değerini bilin diyor.
BAKARA 219: Ey Muhammed! Sana şarap ve kumardan soruyorlar. De ki: Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür...
Burda da hem iyidir diyor hem de kötüdür diyor.
MAİDE 90: Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.
Buyrun. En son olarak da şeytan işi pisliktir diyor. Yani yasaklıyor. Önce nimet olarak öv. Sonra hem iyidir hem de kötüdür de. En sonunda da yasakla. Bu kuranın allahı bunu yaratırken bunun böyle olacağını bilmiyor muydu? Bunlar Muhammedin nabza göre şerbet vermesi değil midir? Hep şartlara göre hareket ettiğini ortaya koymuyor mu? Tüm bunlar kitabı Muhammedin yazdığının bir kanıtı değil mi?
Enfal 65: Ey Peygamber! Müminleri cihada teşvik eyle. Eğer sizden sabredecek yirmi kişi olursa ikiyüze galip gelirler ve eğer sizden yüz kişi olursa kâfirlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar hakkı ve akıbeti düşünmeyen anlayışsız bir kavimdirler.
Enfal 66- Şimdi Allah sizden yükü hafifletti ve sizde bir zaaf olduğunu bildi. O halde sizden sabredecek yüz kişi olursa ikiyüz düşmana galip gelirler, sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle ikibin düşmana galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
Şimdi ayetlere dikkatinizi çekmek istiyorum. Allah diyor sizde zaaf olduğunu bildi diyor. Bu nasıl allahtır ki insanlardaki zaafı göremiyor ve ikinci bir ayetle bu zaafı gidermeye çalışıyor. Uhud savaşında biliyorsunuz savaşçı melekleri de para etmemişti ve yenilmişlerdi. Onun için de yirmi kişiyi yüz kişiye, yüz kişiyi de bin kişiye çıkarıveriyor. Şimdi bir allah böyle bir zaaf içinde bulunabilir mi? Bu kitabı Muhammedin yazdığı bunlardan belli olmuyor mu?
BAKARA 228..O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
BAKARA 229: Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır...
230-Eğer kadını bir daha boşarsa, bundan sonra artık başka bir kocaya varıncaya kadar ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyor.
Hadis 5652: Hz. Aişe anlatıyor: "Bir adam hanımını üç talakla boşadı. Kadınla bir başka adam evlendi, ancak bu adam da kadını temasdan önce boşadı. (Kadın tekrar önceki kocasına dönmek istemişti.) Resûlullah aleyhisalâtu vesselâm'a bu hususta soruldu: "Hayır! İkincisi kadının balcığından tatmadıkça önceki tadamaz!" buyurdular."
Buhari, Libas 6, Şehâdât 3, Talâk 4, 7, 37, Edeb 68; Müslim, Nikâh 115, (1433); Muvatta. Nikâh 18, (2, 531); Ebu Dâvud, Talâk 49, (2309);Tirmizi, Nikâh 26, (1118); Nesai, Talâk 9, 10, (6, 146, 147).
Biliyorsunuz bir erkeğin kadını boşaması için üç kere boş ol demesi (talak)yeterlidir. Erkeğin iki kere kadını boşama hakkı vardır. Tabi kadının böyle bir hakkı yoktur. Erkek eğer iki kere boşadığı bir kadınla tekrar evlenmek isterse o kadının başka erkekle yatması gerekiyor. (İslamda buna hülle deniliyor.) Kadın başka erkekle yattıktan sonra ancak eski kocasına dönebiliyor. Diyecekler ki bu ayet boşanmayı zorlaştırmaktadır. Başta erkeğe tanınan üstünlük ve boşama ayrıcalığını görmek gerekiyor.
Eğer boşanma zorlaştırılacaksa kadının bu muameleye tutulması ne derece doğrudur. Bu kadına yapılmış bir haksızlık değil midir? Başka çözüm bulunamaz mıydı? Koca yanlışlığı yapıyor cezayı da kadın çekmektedir. Böyle saçmalıklar allah kelamı olabilir mi?
NEBE 31- Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var.
NEBE 32- Bahçeler var, bağlar var.
NEBE 33- Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var.
NEBE 34- Dopdolu kadehler var.
NEBE 35- Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan.
NEBE 36- (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir).
SAFFAT 43,44: Naîm cennetlerinde.Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar..
SAFFAT 45: Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
46,47: Berraktır, içenlere lezzet verir. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
SAFFAT 48 Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
SAFFAT 49 Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
SAFFAT 50: İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar
TUR 19: Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle yeyin,için denilir.
20. "Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak" Onları,ceylan gözlü hûrilerle evlendirmişizdir:
TUR 22. Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
23. Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır ne de günaha girme.
24. Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.
NEBE 24: Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
NEBE 25: Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler).
SAFFAT 62: Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
SAFFAT 63. Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
SAFFAT 64. Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
SAFFAT 65. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
SAFFAT 66. (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
SAFFAT 67. Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
SAFFAT 68. Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır
Bir allah düşünün. Yarattığı ve sorumlu olduğu kullarına kaynar su ve irin içirsin. Yemek olarak da zakkum yedirsin. Ben dilediğimi doğru yola dilediğimi yanlış yola sevk ederim diyen bu kuranın allahının bu kin ve öfkesi nedendir acaba? Bir yaratıcının yarattığı kullarına bunları reva görmesi olacak şey mi? Ama işte söz konusu olan Kuranın allahı olunca normaldır. Çünkü bu kin ve öfke insan eseridir. Muhammedin kin ve öfkesidir. Herşeye kadir olan bir allah bu kadar acımasız ve gaddar olamaz.Bir allah düşünün. Erkek kullarını gün yüzü görmemiş, yumurta gibi bembeyaz, ceylan gözlü, memeleri yeni tomurcuklanmış hurilerle ödüllendirsin. Hizmetlerine de inci gibi gençler versin. Kadınları da kulundan saymasın. Bu dünyada yasakladığı içkiyle, etle, meyveyle erkek kullarını ödüllendirsin. Bu şunu gösteriyor.
Bir çöl bedevisinin hayal dünyası ancak bu kadar olur. Bilgisi kültürü ancak bu kadar olur. Bunu anlamak içinde yaşadığımız çağı göz önüne alarak kendiniz bir cennet düşünün. Sizin hayalinizdeki cennet bundan kat kat üstün olacaktır. Bir yaratıcıya ait olamaz bu sözler. Olsa olsa bu sözler Muhammede aittir.İşte müslümanların gitmeye can attığı cennet bu. Bir tarafta içki ve huriler. Diğer tarafta kaynar su ve irin. Biri çıkıp da ben bu dünyada cehennemi yaşadıktan sonra öbür dünyadaki cenneti ne yapayım diyemiyor. Ben senin deneme tahtan mıyım diyemiyor? Bir allah böyle basit olmaz diyemiyor. Böyle bir Kuranın allahı olmaz olsun diyemiyor? İman işte... Dedirtmiyor...? Ama düşünen ve sorgulayan kulları bunları demeye devam edecekler. Ta ki onlar anlayana kadar...
HUD 7: O öyle bir Ellah ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi...
FURKAN 59: Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulan Rahmân’dır. Sen bunu haberdar olana sor!
MÜ'MİN 7:Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar.
HAKKA 17: Melekler de onun etrafındadır, O gün Rabbinin Arşını bunların da üstünde sekiz melek yüklenir.
MÜLK 16: Gökte olanın, sizi yere batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır.
MÜLK 17: Yahut gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz.
Bir şeye ol dediği zaman olduran bir gücü olduğu halde dünyayı yorgunluk çekmeden! altı günde yaratan Kuranın allahının şimdi nerede ikamet ettiğini anladınız mı?Şimdi müslümanlara sorsanız çoğunun Kuranın allahının gökte olduğundan haberleri yoktur. Onlara göre eşi benzeri yoktur, herşeye kadirdir, mekanı yoktur ve o, her yerdedir. Ama görüldüğü gibi mekanı gökmüş. Yani Kuranın allahı gökteymiş. Arşına(tahtına, sarayına) kurulan bu Kuranın allahını sekiz melek taşıyormuş. Hadislere göre de bunlar sekiz dağ keçisidir.Yaşadığımız bilgi çağında ne yazık ki müslümanlar Muhammedin bu anlatımlarına inanmaktadırlar.
Şimdi ben düşünen bir insan olarak akıl ve mantık dışı böyle şeylere nasıl inanayım? Kanıt ne? Muhammed. Muhammed bunları dedi diye inanmak zorunda mıyım? İşte insanların böyle gerçek dışı şeylere inanmayacaklarını bildikleri için iman demişler. Müslümanlar da iman ediyorlar.Dinler dışında bir yaratıcıya inananlara bir şey demiyorum. Ama böyle Muhammedin Allahına inananları gerçekten kutlamak lazım. Nasıl başarıyorlar bunu ben anlamakta zorlanıyorum. Onun için de Kuranın allahına Muhammedin allahı diyorum...
NİSA 11: Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, ana-babasından her birinin mirastan altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa, anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size, fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konmuş farzlardır (paylardır). Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
NİSA 12. Yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir. Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de, yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (zevcelerinizindir). Eğer bir erkek veya kadının, anababası ve çocukları bulunmadığı halde (kelâle şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi hakkıyle bilendir, halîmdir.
Bu ayetlere göre varsayalım ki, bir adam öldü ve geride üç kız evlat, bir ana, bir baba ve eşini bıraktı.. Yukarıdaki ayetlere göre miras paylaşımı şöyle olacaktır: Üç kız evlada mirasın 2/3'ü, ana ve babanın her birine 1/6, karısına 1/8 kalacaktır. Bu durumu, matematiksel olarak hesaplarsak: (2/3)+(1/6)+(1/6)+(1/8 )= 27/24 = 1,125 bulunur!
Halbuki 1,0 olması gerekirdi..Bu sonuç Kur'an'da verilen oranların hatalı olduğunu göstermektedir. Çünkü mirasın %112,5 u mirasçılara dağıtılamaz. Böyle %100'ün üstünde bir dağıtım yapmak imkansızdır.
Kaynak:http://pante.blogcu.com/530989/
Değerli arkadaşımın bloğundan aldım. Daha geniş bilgi için linki tıklayabilirsiniz. Kuranın Ellahı adil ya!... Adaletli ya!...Onun için kadının miras hakkını geçiyorum. Çünkü kadını ikinci sınıf gördüğünü biliyoruz. Asıl burada üzerinde duracağımız herşeye kadir olan Kuranın allahının matematik hatası yaptığıdır. Gördüğünüz gibi miras paylaşımı yüzde yüz olmuyor. İşte bunu farkeden Ömer avl(avliye) yöntemiyle bu hatayı düzeltme yoluna gitmiştir. Bu bile bu kitabın insan ürünü olduğunu ve bu kitabı Muhammedin yazdığının açık bir kanıtı değil midir?
BAKARA 142: İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirir."
BAKARA 143- Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ'be'yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
BAKARA 144- Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildir.
Bu Kuranın allahının Müslümanlar Kudüsü kıble edinirken o zaman aklı nerdeydi. Bunu görememiş miydi? Tabi ki göremez. Çünkü o Muhammedin allahıdır. Onun emir ve komutası doğrultusunda hareket etmektedir. Gerekçeye bak. Doğu da batı da allahındır. Yani ben istediğimi yaparım demektedir. Ben Kuranın allahıyım ben ne dersem o olur demektedir.Yahudilerin kıblesi olduğu için ben sizlere Kabeyi gösterdim diyemiyor. Yahudilerle arasındaki kamplaşmadan dolayı bunu yaptım diyemiyor.
Yahudilerin kıblesi olur da müslümanların kıblesi olmaz mı? Yani hep diyoruz. Muhammed hep şartlara göre hareket etmiştir. Burada da bunu yapmıştır. Yahudilerle aynı kıbleyi kullanmaları eşyanın tabiatına aykırıydı. İşte Muhammed de bu yanlışlığı düzeltme yoluna gitmiştir. Özel ailevi meselesinde olduğu gibi burada da Kuranın allahı hemen imdadına yetişmiştir.
KAMER 1: Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
KAMER 2: Bir mucize görseler hemen yüz çevirirler ve "süregelen bir büyüdür" derler.
3. Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
Hadis No : 5593. Ravi: İbnu Mes'ud
Tanım: Bir diğer rivayette "...Biz Mina'da Resulullah (sav) ile beraberken, ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası dağın arkasında, bir parçası dağın önünde idi. Bize: "Şahid olun!" buyurdu." Kaynak: Buhari, Menakıb 27, Menakıbu'l-Ensar 36, Tefsir, Ihterebetu's-Sa'a 36; Müslim, Münafıkun 44, (2800).
Muhammedin Kurandaki tek bir mücizesidir bu ayı ikiye yarması. Bunu kıyamet alameti olarak görüyor ve mücize olduğunu belirtiyor. Ama insanların bunu büyü olarak değerlendirdiğini ve inanmadıklarını söylüyor.Buna kimsenin inanamayacağını düşünen İslam alimleri! kıyamet günü ayın yarılacağını hadise rağmen iddia etmektedirler. Halbuki sahih olarak kabul edilen hadis onları yalanlamaktadır. Ayın yarıldığını ve bir parçasının dağın arkasında bir parçasının da dağın önünde olduğuna şahitlik edenler olmuş.İyi kötü herkes ayın ne olduğunu biliyor. Oraya ayak basıldığını da biliyor. Ayın dünyamız gibi bir uydu olduğunu ve yarılamayacağını da bilir. Çünkü karpuz değil ki yarılsın. Bunun akıl ve mantık dışı bir iddia olduğunu herkes rahatlıkla bilir.
O dönemde yaşayanlar bile buna inanmamış. Biz nasıl inanalım. Düşünüyorum da bu olsa olsa mücize göstermekte zorlanan Muhammedin ayın yarım ay olmuş (dördün) şeklini görünce işte bakın ay yarıldı demiş olmasın mı? Akıl ve mantık olarak başka da ayın yarılması mümkün değil. Sen böyle akıl ve mantık dışı iddialarda bulunursan eloğlu da seninle dalga geçecektir. Hani şu meşhur karikatür olayları var ya. O karikatürlerin için de bir de ayın yarılması vardı.Bazı müslümanların hadisleri kabul etmemesinin nedeni işte bu hadislerdir. Halbuki bu hadisler en az Kuran kadar İslamiyette önemlidir.
İslam ülkeleri Kuran ve bu hadisleri temel alarak İslamı uygulamaktalar. Atalar dini diyorlar ama aslında gerçek İslam da bu atalar dinidir. O dönemin koşullarında İslam buydu. Bunu nedense bir türlü görmüyorlar. Sorun İslamın yanlış uygulanması değil İslamın günümüz şartlarında ilkel ve çağ dışı bir din olduğudur. İslamın günümüz şartlarında uygulanamayacağı gerçeğidir. Asıl görmeleri gereken gerçek de budur...
İNŞİRAH 1: Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
2: Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü.
İNŞİRAH 4. Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?
Hadis No : 5554. Ravi: Enes
Tanım: Enes (ra) Malik İbnu Sa'saa (ra)'dan naklen anlatıyor: "Resulullah (sav) onlara, Mirac'a götürüldüğü geceden anlatarak demiştir ki, "Ben Ka'be'nin avlusundan Hatim kısınında -belki de Hıcr'da demişti- yatıyordum, -bir rivayette şu ziyade var: Uyku ile uyanıklık arasında idim- Derken bana biri geldi, şuradan şuraya kadar (göğsümü) yardı. -Bu sözüyle boğaz çukurundan kıl biten yere kadar olan kısmı kasdetti.- Kalbimi çıkardı. Sonra bana, içerisi imanla [ve hikmetle] dolu, altından bir kap getirildi. Kalbim (çıkarılıp su ve zemzem ile) yıkandı. Sonra içerisi (imanla) doldurulup tekrar yerine kondu...
Hadisin devamında Muhammed miraca çıkmış ve namaz pazarlığı yapmış.
Kaynak: Buhari, Bed'ü'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakıbu'l-Ensar 42; Müslim, İman 264 (164); Tirmizi, Tefsir.
Muhammedin bu gaflarını bu bilgi çağında savunmak kolay mı? Hadisinde belirttiği gibi Muhammed kalp ameliyatı geçirmiş. Biri gelip kalbini çıkarıp yerine imanlı bir kalp takmış. Böyle bir şeyin olamayacağını ve buna insanları inandıramayacaklarını bildikleri için bu ve benzeri hadisleri red yoluna gitmektedirler. İstedikleri kadar red etsinler ve ayetlere farklı anlamlar yüklesinler bu bir şeyi değiştirmeyecektir. Çünkü Kuranın kendisi ortada. O çıplak gerçekler ortadayken onların Kuranı çağa uydurma çabaları bu gerçekleri asla örtemeyecektir.
Hatice ile evlenmeyip zengin olmasaydı acaba peygamberliğine inanan olur muydu? Herşeye kadir olan bu Kuranın allahı onun peygamberliğini Hatice ile evlenmeden yoksulken niye ilan etmemiştir. O zaman peygamberliğine inanan olur muydu? Halen bile para kimdeyse güç de onda değil midir? Şan da şöhret de onda değil midir? Muhammed de bu peygamberliğini bu zenginliğine borçlu değil midir?
BAKARA 60: Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal (taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük, içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyin, dedik.
BAKARA 72: Hani bir zamanlar siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmış ve onu üstünüzden atmıştınız, halbuki Allah, saklamış olduğunuzu açığa çıkaracaktı.
BAKARA 73- İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız.
TA-HA 19: Allah: Yere at onu, ey Musa! dedi.
TA-HA 20. Onu hemen yere attı. Birde ne görsün hızla sürünen bir yılan değil mi!
ARAF 107: Bunun üzerine Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!
ARAF 108. Ve elini (cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.
ARAF 117. Biz de Musa'ya, "Asanı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
ŞUARA 63:Bunun üzerine Musa'ya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu.
NEML 17,18: Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu. Nihayet Karınca vâdisine geldikleri zaman, bir karınca: Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin! dedi.
ANKEBUT 14: Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
FİL 1,2,3,4,5: Rabbin fil sahiplerine neler etti, görmedin mi? Onların kötü planlarını boşa çıkarmadı mı? Onların üstüne ebâbil kuşlarını gönderdi. O kuşlar, onların üzerlerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyordu. Böylece Allah onları yenilip çiğnenmiş ekine çevirdi.
Böyle olağanüstü olayları yer ve zaman belirtmeden anlatan yazılara ne deniliyor biliyor musunuz? Masal denir...Kuranda bu masallardan çokça bulmak mümkün. Esin kaynağı da Tevrat'tır. Kuran adeta bir masal kitabıdır da diyebiliriz. Ortaçağa ait bir kitaptan başka da bir şey beklenemez. O çağın bilgisi ve kültürü neyse Kurana yansıyan da odur. Bakıyoruz asa yılan olmuş. Bu asasını taşa vuruyor bilmem kaç kaynak şu fışkırıyor. İnek etiyle ölü diriltiliyor. Deniz ortadan ikiye yarılmış ve içinden geçilmiş. Süleymanın insan, cin ve kuşlardan ordusu varmış. Bunu gören karıncalar dile gelmiş. Kuşlar düşmanların üzerine taş atıyormuş.
Nuh 950 yıl yaşamış vb...Bir allahın insanları ikna etmesi için masallara mı ihtiyacı vardı. Sevgi yerine korkuya mı ihtiyacı vardı. Savaşa mı ihtiyacı vardı. Ganimete mi ihtiyacı vardı. Yemine mi ihtiyacı vardı. Bedduaya mı ihtiyacı vardı? Ama Muhammedin bunlara ihtiyacı vardı. Ancak insanlar bu şekilde aldatılabilinirdi. Bunu da Kuranın allahı sayesinde başarmıştır.Ne yazık ki insanlar bu masallara inanıyorlar. Ama düşünen ve sorgulayan bir insan bunların masal olduğunu biliyor. Masalın da akıl ve mantık dışı olayları anlatığını da biliyor. Dolayısıyla inanılmayacağını da biliyor. Ben bu masallara ''Büyüklere Masallar'' diyorum. Umarım bir gün bu masallar ''Küçüklere Masallar'' olarak anlatılır...
RAHMAN 14: Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı
ZÜMER 6:Allah sizi bir tek nefisten (Âdem'den) yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi. Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı karanlık içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratıyor..
AL-İ İMRAN 59: Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol" dedi ve oluverdi.
ALAK 2: O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak) yarattı.
Tabi bu alak bazı tefsirlerde aşılanmış yumurta, bazılarında embriyon olmuş.
NUR 45: Allah, her canlıyı sudan yarattı.İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür...
MÜ'MİNÜN 12: Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.
MÜ'MİNÜN 13. Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik.
MÜ'MİNÜN 14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.
TARIK 5,6,7,8: Onun için insan neden yaratıldığına bir baksın. Atılan bir sudan yaratıldı. O su, erkeğin sulbü ile kadının göğüs kemikleri arasından çıkar. Elbette Allah'ın onu döndürmeye gücü yeter.
İNSAN 2: Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.
Hikmeti ilahi dedikleri de bu olsa gerek!...Bu nasıl hikmetse!...Buyrun size yaratılıştan seçmeler!. Toprak mı desem, balçık mı desem, çamur mu desem, bir damla su mu desem, atılan bir su mu desem, normal su mu desem, pıhtılaşmış kan mı desem, katışık bir nufte mi desem...Hele Tarık suresi evlere şenlik...Suyun çıktığı yere bakılırsa...Bir de Ademden eş yaratıyor ama nasıl yarattığına dair bir bilgi yok. Söz konusu olan kadın. Kadını kim ne yapacak ki. Varsa yoksa erkek. İşte onun hep diyoruz ya Kuran erkeklere hitap etmiştir diye. Kadın mı? Tarladır. Hem de diledikleri gibi sürdükleri bir tarladır...
Kuranın 22 küsur yılda indiği düşünülürse elbette sonuç da bu olur. Bir allah insanı nasıl yarattığını böyle çelişkili ve tutarsız bir şekilde izah eder mi? Ama söz konusu olan muhammed. Muhammed de kafasına göre sallamış. Bana göre Ademi topraktan yaratıp ona ol demesiyle olması en tutarlı yaratılış teorisidir. Bunu geliştirmek istemiş ama çelişkilere düşmüş. Yaratılış arap saçına dönmüş. Mademki oldurma gücün var niye suyla, çamurla, pıhtılaşmış kanla uğraşıyorsun. Ben ol dedim ve oldu bitti. Sana sanki bunun hesabını mı soracaklar. Ayın yarıldığına inanan sanki buna mı inanmıyacak?İşte ben ol dedim oluverdi demeyi benim aklım ve mantığım almıyor. Bana göre herşeyin oluşumunu sağlayan şartlar vardır. O şartlar oluşmadan bir şey oluşmaz.
Evrim de bunu söylüyor. Bu bana daha mantıklı geliyor. Eğer Maymunla ortak ataya sahipsem ve maymunla benzerlik noktalarımız çoksa bundan niye gocunayım ki. Çünkü biliyorum ki insan bir hayvandır. Zamanla evrimleşerek insan olmuştur. Bunu bilim söylüyor. Ben de elbette bilime inanacağım.Bir çöl bedevisinin ilkel düşüncelerine mi inanayım. Onun bu ilkel ve çağdışı düşüncelerine inananların hali ortadayken...Ne yazık ki bu saçmalıkları sorgulamayıp körü körüne inananlar evrimi sorguluyor. Önce bunları bir sorgulayın ondan sonra gelin bilimi sorgulayın. Ki sorgulama hakkınız doğsun. Bir çöl bedevisine kayıtsız şartsız inanmayı bilirsiniz ama. Bilime gelince niye kılı kırk yararsınız?
BAKARA 22: O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı.
ZARİYAT 48: Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz!
YUNUS 3: Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. Işte O Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz!
FUSSİLET 11,12: Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. Ikisi de "Isteyerek geldik" dediler. Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. Işte bu, azîz, alîm Allah'ın takdiridir.
MÜLK 5 : Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
MÜLK 19. Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları (hiç) görmediler mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.
MÜLK 10: O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik.
KEHF 86: Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın."
RAD 13: Gök gürültüsü O'na hamd ile, melekler de O'nun korkusundan dolayı O'nu tesbih ederler. O yıldırımlar gönderir, onunla dilediğini çarpar. Onlar Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. Oysa Allah'ın çarpması pek çetindir.
AL-İ İMRAN 59: Allah nezdinde İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona "Ol" dedi ve oluverdi.
ZÜMER 6: Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir; sizi annelerinizin karınlarında üç türlü karanlık içinde, yaratılıştan yaratılışa geçirerek yaratmıştır; işte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Hükümranlık O'nundur, O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl olur da O'nu bırakıp başkasına yönelirsiniz?
YUNUS 5:O'dur ki Güneş'i bir ışık yaptı. Ay'ı da bir nûr kılıp, ona birtakım konaklar tayin etti ki yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilesiniz.
KAMER 1: Kıyamet saati yaklaştı, Ay yarıldı.
İşte sizlere Kurandan bilimsel ayetler!...Öyle ya...Dünyanın düz olduğunu, halı döşer gibi döşediğini, bu dünyayı da altı günde yorulmayıp yarattığını, insanı topraktan yarattığını ol demesiyle oldurduğunu, Güneşin bir ışık olduğunu ve bir balçıkta batıyor oluşunu, Ayın bir nur olduğunu, yıldırımı insanları çarpması için yarattığını, yıldızları pardon kandilleri! şeytana atış taneleri olarak göğün en yakın katına yerleştirdiğini, göğe direk koymaksızın yaratıp üstümüze düşmediğini, dağları bizi sarsmasın diye yarattığını, bizler için sekiz çift(!) hayvan yarattığını , gökyüzünden suyu indirdiğini, kuşları havada kendisinin tuttuğunu belirten bilimsel ayetleri!...İşte Muhammedin o dönemdeki bilim anlayışı. İşin garibi müslümanlar bu ayetler üzerinde mücizeler arıyorlar.
Haklarını teslim etmek gerekir. Bu konuda üstlerine yoktur. Diyorum ki bunlarla uğraşacaklarına insanlığa bir bilimsel buluş kazandırsalar inanın ki gözüm arkada kalmayacak. Kurandan esinlenip de bir bilimsel buluş getirsinler bakalım. Var mı Kurandan esinlenip de bir bilimsel buluş ortaya koyan. Siz hiç şimdiye kadar böyle bir şey duydunuz mu? Çünkü Kuranda bilimin esinleneceği bir şey yok ki ortaya koysunlar. Bakın bakalım şu bilgilere bilimsel olarak bir şey var mı? Bir allahın bilimsel bilgileri böyle mi olur?
Normalda allaha ait olan bir kitabın insanlara yol göstermesi gerekmiyor mu? Bu bilgilerin ortaçağda yaşamış bilimden bihaber Muhammede ait olduğu belli olmuyor mu? İşte bunun için de zorlama yorumlarla Kuranı bilime yamayarak kendilerini tatmin ediyorlar. Başka da bir şey yaptıkları yok. Kendileri yazıyor kendileri inanıyor. Beğenmedikleri gavurlar bilimsel buluşlar yaparlar bizimkiler de bak işte Kuranda yazıyor demekten başka bir şey yapmıyorlar. Sizde bu kafa olduktan sonra onlar aya sizler de yaya...Devam...Bakalım ne zaman akıllanacaksınız...
ŞURA 7:Böylece biz sana Arapça bir Kur'ân indirdik ki, şehirlerin anası (olan Mekke) halkını ve etrafındakileri uyarasın ve hakkında hiç şüphe olmayan kıyamet gününün dehşetinden onları korkutasın. Bir grup cennettedir, bir grup da cehennemdedir.
Kuranın bu ayette açık bir şekilde Mekke ve çevresine Arapça indirildiği belirtilmiştir. Yani İslam bir Arap dinidir. Muhammed bir Araptır. Arapları bu dinle etrafında toplayarak devlet kurmuştur. Bunun için de savaşlara başvurmuştur. İstila ettiği yerlerdeki insanların mal ve mülklerini gasp etmiştir. Kadın ve çocuklarını esir alarak köle yapmıştır. Buna da ganimet denilmiştir. İşte kitabında insanları bu ganimete teşvik etmiştir. Arabistan bir çöl olduğu için ganimet onların geçim kaynağı haline getirilmiştir Muhammed tarafından. İslam da yayılmacılığını işte bu ganimetler temelinde yapmıştır. Biz Türkleri de ganimet temelinde kılıç zoruyla müslüman yapmışlardır.
70 yıl boyunca 100.000 den fazla Türk öldürülmüştür. Bunların başları kesilerek kilometrelerce ağaçlara asılmışlardır. Bunların kanlarıyla nehirler kan kırmızı akmıştır. Kız çocukları cariye, erkek çocukları da köle yapılarak pazarlarda satılmışlardır. İşte bizlere bunları yapanlar da Muhammedin yolunu takip eden bu çöl bedevileridir. Çoğu Türk müslüman bunu bilmiyor. Çünkü bu tarih gizli bir tarihtir. Bizlerden gizlenmiştir. Merak edenler bloğumda Türkler nasıl müslümanlaştırıldılar başlığını okuyabilirler. İşte peşinden gittiğiniz İslam gerçeği... İşte peşinden gittiğiniz allah elçisi!... İşte peşinizden gittiğiniz Kuranın allahı!...
Bir Türk'ün kendi benliğinden uzaklaşıp Araplaşmasını kabullenemiyorum. Biz Türküz. Anadilimiz de Türkçe'dir. Bu gün bu ülkede ezan Arapça okunuyorsa bir Türk'ün bundan utanç duyması gerekir. Tarihin her döneminde bizi arkadan vuran bu Araplara özenmek bir Türke yakışmaz. Onların Muhammedi varsa bizim de Atatürkümüz var. Onlar hiç Atatürkü kabul ediyorlar mı? O zaman bizler niye bir çöl bedevisini kabul edelim. Çünkü biliyoruz ki İslam bir Arap olan Muhammedin Araplar için yazdığı bir dindir. Hem de 23 yıla yakın bir sürede bu kitabı yazmıştır. Bu bile bu kitabı onun yazdığının adeta bir kanıtıdır.İşte bizlere dayatılan da bu kitaptır. İşin garibi bu kitapla ülke yönetiyorlar.
Kendileri bu ilkel ve çağ dışı kitapla yönetildikleri için ne durumda olduklarını görüyoruz. Bizi de kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. Bu oyuna gelmeyelim. Bu ülke Atatürk'ün Türkiyesidir. Laik, demokratik ve çağdaş bir ülke olma yolundan kimse bizi çeviremiyecektir. Çünkü bizler Muhammedin değil Atatürk'ün çocuklarıyız. O da bu vatanı Türk gençliğine emanet etmiştir. Okuyun ve Cumhuriyetinize sahip çıkınız...
Ey Türk Gençliği! Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza kadar korumak ve savunmaktır. Varlığının ve bağımsızlığının biricik temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. Gelecekte dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, iç ve dış düşmanların olacaktır. Bir gün, bağımsızlık ve Cumhuriyeti savunma mecburiyetine düşersen, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumun olanak ve koşullarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve koşullar, çok elverişsiz olabilir. Bağımsızlık ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada benzeri görülmemiş bir galibiyetin temsilcisi olabilirler. Zorla ve hile ile güzel yurdunun bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve vatanın her köşesi doğrudan işgal edilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acı ve daha korkuncu ise, iktidara sahip olanlar aymazlık,sapkınlık ve hatta ihanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kendi çıkarlarını, işgalcilerin kötü emelleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde bezgin ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu ortam ve koşullar içinde dahi görevin, Türk bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 20 Ekim 1927
Ezkamo blogspot (Alıntı)
